Bazı beyin tümörleri uzun süre belirti vermez veya çok az yakınmaya neden olurlar. Özellikle iyi huylu yavaş büyüyen kitleler ve doğumsal tümörlerde tanı konulması yıllarca gecikebilir, bazen de tesadüfen bulunurlar. Beyin tümörlerinde genel belirtiler iyi tanımlanmıştır: başağrısı, kusma, görme azalması, çift görme, epilepsi nöbeti geçirme, kol ve bacaklarda güçsüzlük ve uyuşma, unutkanlık, konuşma bozuklukları, dengesizlik ve yürüme bozukluğu, hormonal dengesizlikler gibi…
HASTA S.S.S
Sıkça sorulan sorulara yanıt bulun.
Beyin ve Sinir Cerrahisi Hakkında Merak Ettiklerinizi Öğrenin...
39 soru
Ani, şiddetli ve kolay geçmeyen, patlayıcı tarzdaki başağrıları çok önemlidir ve kafa içerisinde ani kanamaların belirtisi olabilirler. Hemen tetkik edilmelidirler. Bazı ağrılar da şiddetli olmamasına rağmen uzun süreli ve sıkıcı tarzda olurlar ki kafa içindeki bir tümör oluşumunu düşündürebilirler. Başağrılarının büyük kısmı migren, tansiyon yüksekliği veya stres kaynaklıdır.
Günümüzde ileri MR incelemeleri ile iyi huylu/kötü huylu tümörler çok yüksek bir doğrulukla ayırt edilebilmektedir. Bunun yanı sıra PET CT/MR gibi yardımcı yöntemler de kullanılabilir. Ancak bir tümörün cinsi ancak dokusunun patolojik olarak incelenmesi ile net olarak isimlendirilebilir.
Evet, yıllarca beyinde bir tümörle yaşamak ve buna dair bir belirti yaşamamak mümkündür. Beyin tümörünün bilhassa yavaş büyüyen türlerinde erken evrelerinde belirti yaşanmayabilir.
Hayır. Bazı tümörlerde sadece takip, bazılarında biyopsi, bazılarında ise rezeksiyon tercih edilir. Kararı belirleyen ana unsur anatomik erişilebilirlik ve fonksiyonel risktir.
Hayır. Bazı olgularda takip, bazı durumlarda biyopsi, bazı durumlarda ise cerrahi gerekir.
Her ameliyatın riski vardır; risk düzeyi tümörün yerleşimi ve beyin fonksiyonlarına yakınlığına göre değişir.
Karar tümörün tipi, derecesi, yeri, büyüklüğü, hastanın nörolojik durumu ve cerrahi risk dengesiyle verilir. Her lezyon doğrudan çıkarılmak zorunda değildir.
Her zaman değil. Mikroskobik yayılım, tümör biyolojisi ve nüks riski nedeniyle takip ve bazen adjuvan tedavi devam eder. “Tam çıkarım” klinik olarak her zaman “tam kür” anlamına gelmez.
Hayır. Enfeksiyon, demiyelinizan hastalık, damar kaynaklı lezyonlar ve tedaviye bağlı değişiklikler de kitle görünümü verebilir. Bu nedenle MR bulgusu klinik ve gerekirse patoloji ile birlikte yorumlanır.
Tam olarak değil. Çoğu beyin tümörü MR'da görülür, ancak çok küçük, erken evre veya özel yerleşimli lezyonlarda ileri değerlendirme gerekebilir. Klinik bulgular güçlüyse tek bir normal MR ile süreç bitirilmez.
İlk kez erişkin yaşta başlayan nöbet, fokal nöbet özellikleri, eşlik eden nörolojik defisit ve progresif şikayetler tümör olasılığını artırır. Nöbetin nedeni her zaman tümör değildir; ama görüntüleme gereklidir.
Ani olmayan, giderek artan ve baş ağrısı, konuşma bozukluğu veya denge kaybı ile birlikte olan güçsüzlük merkezi sinir sistemi lezyonunu düşündürür. Bu bulgu özellikle kortikal veya derin yerleşimli kitlelerde önemlidir.
Konuşma bozukluğu dominant hemisfer, özellikle frontal ve temporal dil alanlarıyla ilişkili olabilir. Hangi tip bozukluk olduğu, afazinin mi dizartrinin mi baskın olduğuna göre farklı yorumlanır.
Glioblastoma yüksek dereceli, agresif ve hızlı seyirli bir tümördür; düşük dereceli gliomlar daha yavaş davranabilir. Kesin ayrım çoğu zaman patoloji ve moleküler değerlendirme ile yapılır.
Çünkü hızlı büyüme, çevre dokuya infiltrasyon ve nüks riski yüksektir. Bu yüzden tedavi planı genellikle çok disiplinli ve zaman duyarlıdır.
Çünkü rezidüel hastalık ve erken nüks riski vardır. Takip MR'ları, tedavi yanıtını ve olası progresyonu izlemek için gereklidir.
Primer tümör beyinde başlar; metastaz başka bir organ kanserinin beyne yayılmasıdır. Ayırım klinik öykü, görüntüleme paterni ve gerekirse patoloji ile yapılır.
Evet. Özellikle frontal lob tutulumu olan olgularda davranış ve kişilik değişiklikleri görülebilir.
Evet. Çocuklarda baş ağrısı, kusma, dengesizlik, gelişim değişiklikleri ve okul başarısında düşme görülebilir.
Her zaman değil. Mikroskobik hastalık, tümör tipi ve nüks riski nedeniyle takip veya ek tedavi gerekebilir.
Evet. Özellikle bazı yüksek dereceli tümörlerde nüks riski vardır.
Cerrahi kararı, radyoterapi planı, patoloji sonucu veya tedavi seçenekleri belirsiz olduğunda ikinci görüş faydalıdır.
Hayır, her tesadüfi bulgu acil ameliyat gerektirmez. Boyut, yerleşim, büyüme hızı ve hastanın yaşı/genel durumu birlikte değerlendirilir. Küçük, belirti vermeyen ve düşük riskli görünen lezyonlarda çoğunlukla belirli aralıklarla çekilen kontrol MR'larıyla izlem tercih edilir; büyüme eğilimi veya yeni belirti ortaya çıkarsa cerrahi gündeme gelir. Karar tek bir görüntüye değil, zaman içindeki değişime bakılarak verilir.
Boyut tek başına belirleyici değildir. Tümörün büyüme hızı, çevre dokuya yaptığı baskı, hastanın yaşı, genel sağlık durumu ve beklenen yaşam kalitesi etkisi birlikte değerlendirilir. Aynı büyüklükte iki tümörden biri beynin kritik bir bölgesine baskı yaparken diğeri yapmıyorsa, tamamen farklı kararlara yol açabilir; bu nedenle herkese uyan standart bir eşik değer yoktur.
Her zaman değil — buradaki temel denge, tümörü olabildiğince çıkarmakla nörolojik fonksiyonu korumak arasındadır. Nöronavigasyon, intraoperatif nöromonitorizasyon ve gerektiğinde uyanık kraniyotomi gibi yöntemler, ameliyat sırasında bu sınırların gerçek zamanlı belirlenmesine yardımcı olur. Bazı durumlarda fonksiyonu korumak adına bilinçli olarak kısmi çıkarma tercih edilip kalan doku radyoterapi gibi yöntemlerle tamamlanır.
Bu değerlendirme; tümörün yerleşimi, hastanın o dönemki genel durumu ve değerlendirmeyi yapan merkezin görüntüleme/cerrahi olanaklarına göre şekillenir. Farklı bir merkezde farklı bir teknik veya multidisipliner yaklaşımla aynı vaka yeniden ele alındığında sonuç değişebilir. Bu nedenle böyle bir değerlendirme alan hastaların, özellikle karmaşık vakalarda ikinci bir görüş alması tıbbi açıdan tamamen olağan bir adımdır.
Beyin ve omurga tümörlerinde tedavi kararı; cerrahi, radyoterapi, kemoterapi ve izlem seçenekleri arasında birden fazla makul yol içerebilir, bu yüzden farklı öneriler almanız şaşırtıcı değildir. Önemli olan, her önerinin gerekçesini (neden bu yöntem, hangi risk ve beklenen fayda ile) net şekilde anlamanız ve mümkünse bir tümör konseyinde (onkolog, radyasyon onkoloğu, nöroşirürjyen) tartışılmış olmasıdır.
İntraoperatif nöromonitorizasyon, sinir yollarının elektriksel yanıtlarını ameliyat boyunca sürekli izleyerek cerraha erken uyarı verir. Hareket veya konuşma merkezine çok yakın tümörlerde hasta ameliyat sırasında bilinçli tutulup (uyanık kraniyotomi) doğrudan konuşma/hareket testleriyle geri bildirim alınabilir. Bu yöntemler riski tamamen sıfırlamaz, ama fonksiyonel sınırların çok daha hassas belirlenmesini sağlar.
Genellikle evet — ikinci ameliyat teknik olarak daha karmaşık olabilir, çünkü önceki ameliyattan kalan doku yapışıklıkları ve değişen anatomi planlamayı zorlaştırabilir. Risk artışının derecesi; tümörün yerleşimine, ilk ameliyat üzerinden geçen süreye ve o dönemde uygulanmış olabilecek radyoterapiye göre değişir. Reoperasyon kararı da yine multidisipliner değerlendirmeyle, kişiye özel verilir.
Hastaların büyük çoğunluğunda kesin neden ortaya konamamakla birlikte, kafa travmaları, inme, beynin oksijensiz kalması, beyin enfeksiyonları gibi durumlarda nöbetler ortaya çıkabilmektedir.
Epilepside beyinde gerçekleşebilecek olağandışı elektriksel aktiviteyi yakalamak için elektroensefalogram (EEG) testi yapılır. Bu test ile kafa derisine küçük sensörler bağlanarak beyin hücrelerinin birbirlerine mesaj gönderdiğinde üretilen elektrik sinyalleri yakalanıp, anormallik olup olmadığı takip edilir.
Epilepsi hastalarının %70’i ilaçla tedaviye cevap vermektedir. Geriye kalan kısmında da nöbet sıklığı azalmaktadır. Ancak %25 kadar kısmında ilaçlara rağmen yeterli cevap alınamamaktadır. Bu gruba dirençli nöbet grubu denilmektedir.
İlaçlara dirençli ve uygun hastalarda cerrahi tedavi seçeneği söz konusudur. Yani her hastada cerrahi tedavi uygulanamaz. Hastanın uygun olup olmadığına ayrıntılı testler ile karar verilir. Cerrahi tedavi nöbetleri tamamen ortadan kaldırmayabilir. Bazı hastalarda hiç fayda sağlamaz bazılarında ise durumunu daha da kötüleştirebilir. Bu nedenle cerrahi tedavi ilk basamakta düşünülen, sıradan bir işlem değildir. Cerrahi tedavi olarak hastada nöbeti ortaya çıkaran hücre grubunu çıkartma veya buradan açığa çıkan elektriksel uyarımların diğer bölgelere yayılımını engelleme seçenekleri uygulanabilmektedir. Uygun hastalarda beynin belirli bölgelerine elektrot konularak buraların uyarılması (beyin pili) veya vagal sinir uyarılması gibi yöntemler de yapılabilmektedir.
Omurga tümörleri genellikle farklı bir kanserden kaynaklanan metastaz tümörleridir. Bu hastalarda tedaviye verilen yanıta bağlı olarak hastadan hastaya farklılık gösteren durumlar söz konusudur. Beyin tümörlerinde hızlı yayılım gösterdiği durumlarda hastanın kaybedilmesi mümkündür ancak omurilik tümörleri bu bakımdan diğer tümörlerden farklılık gösterir. Omurilik tümörü beyne, kalbe ya da solunum merkezine yakın bir bölgeye yerleşmişse ölüm riski bulunabilmektedir. Ancak bunun dışında omurilik tümörleri hastanın ölümüne değil tedavi edilmezse zaman içerisinde felç geçirmesine neden olabilmektedir. Hasta omurilik tümörü olsa da hayatını devam ettirebilir ancak gerekli tedavileri almazsa zaman içerisinde uzuvlarını kullanamamak ve tümörün bulunduğu bölgeye göre boyundan ya da belden aşağı felç riskiyle karşı karşıyadır.
Omurilik içinde gelişen tümörler genellikle metastaz yapmazlar. Çocukluk çağı bazı beyin tümörleri beyin omurilik sıvısının dolanım yolu üzerindeyse omuriliğe doğru tümör akışı olabilir. Ancak omuriliğin kendinden kaynaklanan tümörler genellikle metastaz yapmazlar.
Omurga ve omurilik tümörleri felce neden olabilmektedir. Özellikle tedavi edilmeyen veya tedavisinde geç kalınan omurga ve omurilik tümörleri zaman içerisinde felce neden olabildiği gibi aniden gelişerek de felç yapabilirler. Omurga ve omurilik tümörünü bulunduğu bölgeye göre felç boyundan aşağı ya da belden aşağı şekilde gelişebilir.
Omurga ve omurilik tümörü ameliyatlarından sonra iyileşme tümörün cinsi, bulunduğu bölge ve hastanın tedaviye verdiği yanıta göre değişkenlik gösterebilir. Genel anlamda omurga ve omurilik tümörü ameliyatlarından yaklaşık 3 hafta sonra hastalar sosyal yaşamlarına geri dönebilirler.
Nadiren evet, özellikle nörofibromatozis tip 2 gibi genetik sendromlarda hem beyin hem omurga boyunca (örneğin işitme siniri ve omurilik kökleri üzerinde) birden fazla tümör gelişebilir. Bu durumlarda tedavi planı tümörlerin tamamı göz önünde bulundurularak ve genellikle hangisinin işlevsel açıdan en acil riski oluşturduğu önceliklendirilerek yapılır. Böyle bir öykü varsa genetik danışmanlık da sürece dahil edilebilir.
Eşleşen soru bulunamadı.